Kendini Eksiltmek

Etiketler

, , , , ,

Herkesin ısrarla birbirine benzemeye çalıştığı, fabrikasyon hayatlar sürdürdüğü zamanlardayız ne yazık ki…Özgün olmak emek ve seçicilik gerektirdiğinden ve herkesin dilinden düşmeyen bir “zaman” problemi olduğundan “taklit” olmayı tercih edenler çoğunlukta. Kaçıyorum ben böyle insanlardan…Hayatı seven, algısı derin ve geniş, duyarlılığı ve empati yeteneği gelişmiş, mütevazi ve sadeliği şıklıkla birleştirmiş insanları alıyorum hayatıma. Bu hayat benim olduğuna göre seçici davranmak da doğal hakkım diye düşünüyorum. Tabii ki aşağılamaksızın her tür insanla irtibat halindeyim ve saygı duyuyorum.Ama paylaştıklarım çok minik….

Ruh…..Doyurulması zor, bilgelik isteyen bir olgu….Zerafet taşımayan yeni akımlara, tüketim çılgınlığına, abartılı arkadaşlıklara, sanal zevklere bağlı kalarak köreltilemeyecek kadar değerli…Zoru seçmek söz konusu olduğunda sanırım ön sırada yer alıyorum. Hayatım boyunca hiç bir şeyi geçiştirerek yapmadım ben. Bunu kendime ve uğraştığım şeye saygısızlıkla bağdaştırıyorum. Tekil mutluluktan çoğul mutluluğa ulaşmanın birinci koşulu çünkü kendine saygı duymak. Kendine, yaradılışına, evrendeki yerine derinden gelen dürtülerle saygı duyan insanlar zaten başka şekilde yaşamayı da bilmiyorlar….Herkesin yaptığını yapmak, herkesin gittiği yere gitmek, moda olanı almak,giymek,döşemek v.s dokunuyor onların ruhlarına…Kendi özgünlüklerini bozmak ağır geliyor ruhlarına…Hep dediğim gibi gözümüz daima dışarıda olup bitenlerde. İçeriye hiç bakmıyoruz. Kendimizle konuşmayı, gönlümüzü yapmayı, açılan yaralarımızı onarmayı hep erteliyoruz…Sonuç; artık her şeyden şikayet eden, kimsenin birbirine güvenmediği, çıkar ilişkilerinin ve tek düzeliğin sardığı bir toplum……Hayatınızdaki insanları, eşyaları,parayı,kariyeri ve maddesel herşeyi çoğaltmanız gerektiğine ve bunu yaparken kendinizi eksiltmeniz gerektiğine kim karar verdi, bu size nasıl öğretildi bilmiyorum. Kendinizden vazgeçmenin bedeli gözlerinizi kaparken yaşayamadıklarınız için duyduğunuz pişmanlıktır….Ve yapamadıklarına pişman olarak ölen bir insandan daha acı hiç bir şey yoktur evrende…………………………….

Hayatı Biriktirmek

Etiketler

,

Bahar geldi nihayet….Beklemeyi öğrenen, dinginliğin mest eden sularında yüzen her canlı için uyanış vakti…Bir süredir içimden yazmak gelmiyordu. Bu kış bana çok uzun geldi, hiç bitmeyecekmiş gibi…Sevdiğim insanların sağlık sorunlarıyla üzüldüğüm,sabrımın,inancımın,hayata olan sevgimin sınandığı eski yıldan çıksak da kış onun bir uzantısıydı…Sabırla bekledim baharı….Ben çoğu kişinin aksine 31 Aralıkta almam yeni yıl kararlarını. Belki Mayıs çocuğu olduğumdan hep baharda alırım yeni sene kararlarını.Sene döngüsü bahardan baharadır o yüzden benim için :) O nedenle çok inanırım insanların doğduğu mevsimlerin ruhunu taşıdığına. Yazmayı oldum olası çok sevdim ama şu birkaç aydır bir tutukluk var üzerimde. Bir şey bekliyorum gibi sanki…Kendimi  rölantiye aldım. Her geçen yılın öğrettiği sabrı, bekleme ve anın tadını çıkarma becerisinin giderek katlandığı, “pişmek” deyiminin de kullanıldığı ve yakında tomurcukların patlayacağı bir dönemde olduğumun farkındayım. Bu sakinliğin, ılımlılığın ve tatlı bekleyişin neyle sonuçlanacağı, bana neler katacağı, neler getireceği meçhul…Ama bu şekilde hissetmek anı yaşamayı daha değerli ve kolay kılıyor o yüzden keyfim yerinde…Arada durup ruhu temizlemek,dinlendirmek,tüm öğrendiklerini,deneyimlerini gözden geçirmek ihtiyaç ve iyi bir öğreti bence….Sanırım bu nedenle yazmaktan çok biriktiriyorum pür dikkat…Hayatı biriktiriyorum…Hiç değilse baharla birlikte yazma isteğimin vücut bulmuş hal almasına seviniyorum :)

Sömestr Tatili

Etiketler

, , , , ,

Bu sene ana sınıfına başlamış ve Aralıkta 6 yaşına girmiş kızım sayesinde sömestr, tatil,ödev,karne gibi telaffuzlar girdi hayatımıza. Çocuk büyütmek kendi çocukluğunu yeniden yaşamak demek. Çünkü anı düşünürken eş zamanlı olarak ben ne yapardım  o zamanlar diye düşünmeden edemiyorum. Ve mutlu bir çocukluk geçirdiğim için yüzümde hep bir gülümseme beliriyor, her seferinde hatırlamak iyi geliyor. Biz sömestr tatilinde annemlere gidiyoruz ama sadece 5 gün kalıp eşimin doğum günü nedeniyle geri döneceğiz. Kalan 10 günde okula alışmış bir çocuk can sıkıntısından evde nasıl vakit geçirir ? Sanırım biraz sinema,tiyatro ve yüzme şeklinde sıkılmamasına yardımcı olabilirim. Kendi de isterse tabi. Onun dışında kendi kendine oyalanmayı pek sever küçüğüm.

Ben küçükken evimizde hiç soba olmadı. Hep kaloriferliydi bildim bileli…Ama öyle özenirdim ki sobalı evlere…Sömestr tatillerinde anneannemlere giderdik. Onların evi sobalı olduğu için zorluklarına rağmen mest olurdum. O nedenle sömestr tatili demek hep sobalı anneanne-dede evi demek benim için.

Rahmetli dedeciğim sobanın üzerinde tel ızgarada ekmek kızartır, kestane yapar ve çay demlerdi. Ekmekleri kızartmadan önce dilimlerin üzerine sarımsak sürerdi. Aman allahım o nasıl bir lezzetti doyum olmazdı tadına.Hemen sıcak ekmeğin üzerine tereyağ sürüp kırmızı toz biber ve nane serpip getirirdi sofraya sıcak sıcak. Bizim evde soba olmadığı için bu ikramlar bana çok ütopik gelirdi. Gece de mutlaka sobaya yakın bir yerde uyurduk kardeşimle.

Çocuk olmak güzel şey vesselam. Ve kendi çocuğunla bunu bir daha yaşama imkanı bulmak…O nedenle tatillerde çocukların çok mutlu olmasını ve güzel hatıralar biriktirmesini diliyorum. Lütfen çocuklarımızı aktiviteye boğmayalım. Onları oyalamak olmasın tatilin adı. Ancak çok sıkıldıklarını bildirdiklerinde öneri getirelim ve çocuğumuz seçsin…Baskı altında geçirilen zamana tatil denmez çünkü.

Bunları yazdım çünkü şu sıralar pek çok ebeveyn çocukları adına tatil programı ve aktivite planları yapıyorlar. Burada amaç çocukla birlikte tatilin keyfine varmak olmalı. Çocukları ruhen dinlendirmek, kişisel alanlarına saygı göstermek gerek…Tüm ebeveyn ve çocuklara mutlu tatiller diliyorum…

 

 

 

 

Zamanı Kullanma Kılavuzu

Etiketler

, ,

Zaman dediğin öyle büyük ve öyle küçük bir anlama sahip ki…Ying ve yang gibi, siyah ve beyaz gibi…Zor ve kolay, mutlu ve mutsuz gibi tezat dolu…İronik, kendiyle çelişik ama bir o kadar basit…İnsanoğlu her şeye bir anlam yükleyip etiketlemeye o kadar alışmış ki…Ve her şeyin altında bir neden aramaya. Hep nedeni olmak zorundaymış gibi..Hayattaki en önemli nedenin kendileri olduğunu unutmuş gibi…

Şimdi bana söyler misiniz? Ne suçu var zamanın? Biz kendimizi gerekli gereksiz koşturmalarla donatmayı seçtiysek, hayat telaşı dene şey karşısında sakin kalamayıp herkesin yaşadığı gibi yaşamaya çalışmış ve hırslarımıza yenik düşmüşsek…

Biraz sakinlik,yavaşlık ve sadelik en iyi ilacıdır oysa zamansızlığın…Gün, 100 yıl önce de 24 saatti 1000 yıl önce de…Ama o zamanlarda insanlar gerçek anlamda yaşardı. Güneş, denizler, çimenler, dağlar, gökyüzü, nehirler, ormanlardı insanoğlunun en iyi arkadaşları. Sonra maddesel hırslarımız karşılığında terk ettik onları…Bu arkadaşlar hiç telaşa vermezdi insanı. Bilakis huzur sağlardı. Evren denen bir döngünün parçası olduğumuzu hatırlatırdı…

Bizler şimdi kendi yarattığımız mekanik ve teknolojik dünyada zamansızlığı yaratıp aldık karşımıza ezeli bir düşman, rakip gibi…Ne acı değil mi insanoğlunun kendi eliyle kendini çözümsüzlüğe hapsetmesi…

Zamanla birlikte el ele yürüyebilmenin tek şartının özümüze dönmek olduğunu anlamak için çok mu geç  artık? Zamanla barışmak için tek yolun sadelik,yalınlık ve sevgi dolu hayatlar kurmamız gerektiğini anlamak  zor mu peki?

Edindiğimiz lüks evler, arabalar, moda olan eşyalar, dolaplar dolusu kıyafetler…Hepsi bize hizmet etmek için düşünülmüş olmalarına rağmen artık biz onlara hizmet ediyoruz. Bunlara sahip olmak uğruna daha çok çalışıp kendi hayatımızdan çalıyoruz. Bu kadar mı zor bunu anlamak?

Oysa zamanın bir suçu yok…Siz onu hangi hızda yaşamaya karar verirseniz eşlik ediyor size sadece…HEPSİ BU…

*21.yüzyıl insanları kendi altın kafeslerinde yaşamaktan mutlu mu gerçekten?

Yeni…Yıl…Dilekler….

Etiketler

, , , ,

Yeni yıl yaklaşıyor…Karamsarlığı ve negatifliği gerçekçilikten ayıran ince çizginin öbür tarafında yaşamayı seçenlerdenim ben. İyiliğe olan inancını yitirmemiş, pozitif düşünen, etrafına kin, düşmanlık,kıskançlık ve negatiflik saçan biri olmak yerine, hayata karşı hep dik duran, hep gülümseyen, iyi düşüncenin enerjisine inanan, insanlara yapamazsın demek yerine başarabilirsin diyerek destek olmayı seçmiş biriyim ben…

Ruhunu yıldan yıla daha da derinleştiren, anlamsızlıklarla ve geçici hırslarla örülmüş dünyanın çemberini kırabilmiş ve içinde hep huzurla gezinebilen biriyim ben. Umut etmenin değerini bilen, umut etmenin iyiye olan inancı arttırdığını bilen biriyim ben. Ben kelimesini bolca kullanırken utanmayan, bunun anlamının şişmiş ego değil kendiyle barışıklık demek olduğunu keşfetmiş biriyim…Farkında olmak için yaşayan, farkındalıkları olan bir ruhum…

Çıtkırıldım ama dik, huzurlu ama enerjik, dingin ama coşkulu…Evrenin sunduğu tüm melodilere kulaklarını, kalbini, gözlerini kocaman açmış biri…Evrene kendinden küçük bir iz, küçük bir nota bırakmak için yaşayan biri…Kalbini hırsın her türlüsüne kapatıp azimli olmaya açmış biri…

Bu yıl içimde kelimelere dökemediğim bu güzellikleri dünyadaki  herkesin yaşayabilmesini diliyorum sadece…Görebilen gözler ve farkına varan ruhlar bunun çok anlamlı bir dilek olduğunu anlayacaklardır mutlaka…

Yeni yıl dilekleri olanlar; lütfen ne dilediğinize ve nasıl istediğinize dikkat edin olur mu? Eğer dileğinizden eminseniz ruhunuzun en derin yerinden çooook ama çooook inanarak isteyin. Olacağına öyle emin olun ki doğru zaman geldiğinde hem de siz ne dilediğinizi bile unutmuşken, çıkıversin karşınıza :) Defalarca denenmiş ve kanıtlanmıştır. :)

Sevgiler, mutlu yıllar……………………………………………………………………………….

Ve hala bu büyülü adamı keşfetmemiş olanlar tıklayıp dinlesin lütfen…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.